Ailemizin son cinari da devrildi, kaldik biz bize, siginacak bir golgemiz kalmadi.
Pat diye gidiverdi anannem, hicbir isaret vermedi, yada verdi de biz gormedik.
Malum olmustu kadina aylardir 'artik yasliyim, bana bisey olursa uzulme' diyordu.
Yazin biz gelmeden de aylarca 'dua ediyorum ki siz gelmeden bana bisey olmasin' dedi Malum olmus megerse. Bizi gordu, son gittilik adaya gitti, son gununde de hic olmadigi sekilde iyi bir gun gecirdi.
Ve gitti...
10 gun oldu, hala canimiz cok yaniyor, onu gormeden ne yapacagim bilmiyorum.
Cok aci cok...
Cok cekmis kadin gencliginde, yasliliginda az birsey rahat edebildi.
Sessiz sedasiz, dualarindaki gibi cekmeden, cektirmeden, hissetmeden gidiverdi.
Hani olumun guzeli olmaz ama keske her yasli vadesi doldugunda boyle 'guzel' ve 'temiz' yolculansa.
Hic icimden gelmden ve inanamadan diyorum bunlari, sanki yine adaya gidip onunla cebellesicem gibi geliyor Torununun cocuguna 1,5 ayda yaptiklarinin hakkini bile odeyemem, bize cocuklugumuzda yaptiklari da cabasi.
Hayat diyorlar buna, birgun varsin ertesi gun yoksun...
Olan kalanlara oluyor.
Dedim ya, cinarlariniz devrilmesin, yapraklariniz dokulmesin.
Tanri sizin sevdiklerinizi korusun, coluguna cocuguna uzun saglikli omur versin.
Bayan Suzan (Sofi) Elmayan‘in tanidik ve ahbaplarina acik mektup
Biz, cocuklari, torunlari, tornunun cocuklari, akrabalari annemiz, anneannemiz, buyuk anneannemiz Sivas-Kangal ‘li Suzan Elmayan’in aramizdan ayrilisini buyuk aciyla duyururuz…
O, cocuklugu olmayan nesildendi. Cocuklugunun mutlu gunlerini yasamak yerine buyuk acilar yasadi, esinin, agbisinin, kizkardeslerinin kayiplarinin acisini tatti. Cocuklariyla sevindi. Torunlariyla acilarina ilac buldu. Ve son yillarinda tornunun cocuklarini kucagina alabildigi icin cok mutluydu…
Ve 30 Eylul 2008 Sali sabahinin erken saatlerinde ruhunu teslim edene kadar cok mutluydu.
……
4 Ekim Cumartesi oglen 12’de Bakirkoy Ermeni kilisesinde rahati icin dua edecegiz ve onu sonsuzluga ugurlayacagiz. Daha sonra Balikli Ermeni mezarligindaki aile kabristanina onu topraga emanet edecegiz. Ve O artik aramizdan ayrilmis sevdiklerine kavusacak. Torenden sonra kilise salonunda toplanilacaktir.
Ahbaplarina, tanidiklarina ve sevenlerine duyurulur.
Cok sey yazildi cizildi heryerde, cok goruntu izlendi medyada. Bir de gorulmeyenler, yazilmayanlar, cizilmeyenler vardi. Herseyin daha acik gozumuze sokuldugu kucuk ama cok onemli detaylardi bunlar.
Lanet olasi katilin (O. C. – C=cocugu’nun c’si) nasil semizlestigini, hapis hayatinin ve katillik onurunun onu nasil iyi besledigini kimse dile getirmedi olay gunu onu kacarken goren doktor bey disinda. Teshis esnasinda soguk soguk ‘evet o kisi buydu, sanirim mapus hayati biraz yaramis, iyi kilo almis’ derken aslinda cok aci bir ifadeyle olaylarin seyrinin vehametini bildiriyordu.
Kimse gormedi, duymadi, farketmedi hakim(!)in katil ve dadaslarina ‚kardesim, oglum, arkadasim‘ diye hitap edip ‘sahane’ esprilerine (Jennifer Lopez, beni o deliyle muhatap etmeyin) kahkahalariyla eslik ettigini. En acisi da ortami sirke ceviren katil ve dadaslarinin en ip cambazinin da hakim oldugunun ne kadar asikar oldugunun medyaya yansitilmamasiydi.
Yuce(!) Turk(!) mahkemesinin yuce(!) Turkogluturk(!) hakimi(!) katil O.C.nin her esprisine gulerken takriben yarim saatte bir ‘rahatsizim, cikmak istiyorum hakimim’ diyen katile ‘yine mi disari cikicaksin O…, yeter artik’ diyip yuzundeki tatli ve sempatik gulumsemesiyle ‘hadi cik’ demesi…
Kimse gormedi mahkemenin bir tiyatro sahnesine donusturuldugunu. Hala ve israrla ‘azize’ muhabbetinin dondugu anda dahi laylaylom moduyla gikini bile cikarmayan hakimin, konunun hala gundeme gelmesine itiraz eden mudahil avukatlari soz istediginde bir atmaca misali uzerlerine atlayip ‘susun da konussunlar’ diyerek katil ve yandaslarinin sozlerine devam etmesine musaade etmesi...
Ek taleplerde bulunan mudahil avukatlarinin surekli sozunu kesip tum bu isteklerini sacma ve bos bulan ‘savunma’yi uzuuun uzun dinleyip neredeyse saz arkadaslari modunda ‘eee sen ne diyorsun’ diyerek olayi daha da vahim hale sokan hakimin tarafsizligi(!)…
Mahkeme baslamadan once aci dolu gozlerle bekleyen Rakel’in ara verildiginde ben ellerim titreyerek asabiyet gozyaslarimi icime akitirken ‘nasil olur yaaa, nasil olur yaa, kardesim diyo… hakim katile oglum diyo yaa, nasi olur nasiil…’ diye isyan ederken, ‘sen ne diyorsun, bu daha en terbiyeli en duzgun mahkemeydi’ demesi… Maddi manevi yorgunlugu yuzunun her hucresine yansiyan bir siyahlar icindeki matemliye yapilabilecek sey degildi bu. En azindan INSAN OLAN yapmamaliydi. Ama yaptilar… Cesedi edepleriyle gomulu bile birakamadilar. Olu topragi uzerinden bile edebiyat yapmaya calisip o kani defalarca, defalarca ve defalarca akittilar icimize. Bu yorgunluga dayanamayan gozler ikinci yariyi izlemeye razi olmadi ve sessiz sedasiz kaciverdi. Verilen arada beraber ne anilarimiz oldugunu andik kisaca… Gozlerindeki aci icime isledi sessiz sedasiz. Gozlerimde biriken yaslari kimse gormesin diye karanlik odada gunes gozlugumu taktim…
Kimse gormedi Agos calisani bir kizcagizin cinayet gununu ve sonrasini anlatirken benim en arkada oturup sessiz sessiz agladigimi. Kimse duymadi ‚keske elimde bir silah olsa hepsini siradan tarasam‘ dedigimi, o kadar da yuksek sesle dusunmustum halbuki…
Kimse gormedi Ece Temelkuran’la Adalet Agaoglu’nu. Adalet Hanim uzerinde Hrant’in resmi basili bir tshirt giydigini de gormedi sayin medya maymunlari.. pardon mensuplari. Oysa ki en ince detaya kadar magazin haberi yaparken g-stringin lastigini bile incelerler…
Uzun uzun katile baktim gozlerimi dikip. Yuzunde, gozunde, tavrinda kucuk de olsa, golge misali de olsa, minicik, ufacik bir pismanlik kirintisi gorebilmeyi umdum saatler boyunca. Goremedim… Keske gorebilseydim. Hatta bilakis kocaman bir gurur, yaptiginin dogrulugundan, faydaliligindan emin bir ‚onur‘ (!) gordum ben icim aciyarak...
Hakim katillere her ‚kardesim, oglum, arkadasim‘ dediginde yuksek sesle ‚suna bak ya katile kardesim diyo yaaa‘ diye isyan ederken ben, etrafimdaki herkes acimi bakislariyla paylasiyorlardi. Dava salonunun bir alprn ocgi’na donustugunu sadece ben mi gordum acaba derken azmettiricinin kalkip byk brlk prts showu yapmasi da basina yansimasina ragmen olayin vehameti hic de hakettigi ilgiyi goremedi yuce basin tarafinda…
En cok da o meshur koca abi’nin tavirlari tokat gibi carpti yuzumuze. Hicbir suclamaya kabul etmeyen, ‚devleti biz kurtardik‘ havasina kendini kaptirmis o ‚sey‘ konustukca batiyordu ama kimse gormuyordu… Cok kucuk bir ornek: ‚tum muhbirler krallar gibi taclandirildi, odullendirildi, biz birsey goremedik devletten‘… Cok aci cok…
Hele de su alprn ocklri kurucusu bilmemkimin oglunun acik acik(!) konusurken mudahil avukati Fthy Ctn’in dayanamayip ‚peki sizin bu ocaklarda cinayetler bu kadar acik konusuluyor da kimse buna sasirmiyor mu?‘ diye sormasi aslinda nasil buyuk bir tokatti ama insan yuzsuz olunca…
Buyuk abinin alprn ocklri kurucusuna ‚sen bu kusbeyninle mu kurucaksin ocagi‘ derken aldigi cevap da cok dusundurucuydu: ‚o simdi hapiste oldugu icin hakaret etmeye cesaret ediyor, disarida olsa edemez…!!‘
Rakel’n gozleri butun bu olanlari gorurken bu acilara nasil katlaniyor bilemiyorum. Benim yuregim kanarken tum bu olanlara ve rezaletlere 6. kez sahit olan o acili gozler nasil acik kaliyor anlayamiyorum…
Olayin uzerinden gecen 1,5 yil aciyi katlayip kanayan yarayi tuzla ovarken yuce(!) turk(!) mahkemesinin, olaylara gayet hakim(!) hakiminin, katillerin, azmettiricilerin rahat tavirlari yaramizi daha da kanatiyor.
Ne cok olmus yazmayali. Kiytirik ‚havadan sudan’ ve kutlama vs yazilarimi sayma, ne kaldi geriye…
Ne oldu ki bu kadar zamanda? Cok sey. Mahkemeler, hastaliklar, sagliklar, dogum gunleri, yildonumleri, ölümler, dogumlar... Cok da onemli sey olmamis galiba yazasim gelemedigine gore… Aslinda yazamamamin en buyuk sebebi ve etkeni evdeki kalabaligimizin artisi. Firsat olmuyor artik birakin blogu, bilgisayar basina bile gecmek… Cok da ihmal ediyorum herseyi, herkesi. Oyle olmali ki ne telefonum ne de kapim caliyor artik. Ama onlar da beni ihmal ediyor ne yapayim, tek basima coook zor oluyor hersey gun icinde. Aksama da takviye alabilince ancak gunduzden kalan islerimi tamamlayabilip geceyarisini cook gece yatabiliyorum ki sabaha karsi 4 veya 6 gibi ‚acim ben, doyur beni’ ingaaa’siyla kalkabileyim. Yani butun haftam gunde 3-5 saat uykuyla gecince korkunc nallet bir kisilik oldum.
Agirligim cok haneli degerleri bulunca cikolata ve abur cubur miktarini azaltmam icap ediyor. Bir de yaz ‚tatili’mi gerceklestirmek icin de aynisi gerek, malum, torenler, deniz, havuz icin icine girebilecegim kiyafetler lazim…. Ve fillere uygun abiye kiyafet uretilmiyo :D
Facebook manyakligimdan kurtulamadim. Tum resimlerim, arkadaslarim orda. Belki de ondan biraz bosladim bloglarimi kimbilir. Umarim telafi edebilirim. Belki de artik yazmaya deger seyler yasayamiyorum. Yoksa artik kasarlandim da ‚amaaan benimki de hayat mi, milletin basina gelene bak ben de bortu bocek yazilari yaziyorum’ diye dusunuyorumdur. O kadar zamandir yazmamisim ki simdi gordum gezentimin yorumunu, ancak onayladim. Essek kafali ben :))))) Kusura bakma gezenti'm...
Bilmiyorum artik nicin ama yazasim yok. Neredeyse 1 aydir cok icten birsey yazmak istiyorum cok guclu bir onurlu kadina, yazamiyorum. Elime kaleme gitmiyor derler ya, oyle. Icimi dokemiyorum niye bilmiyorum…
Kalemim mi kirildi, icim mi daraldi, yoksa ilham periciklerim beni kaderimle basbasa mi birakti bilmiyorum ama yazamiyorum artik…
Neyse… Birseyler dokulebilince klavyemden yazicam yine umarim…
Burada daha 12 olmadi saat. Yani hala Pazar. Yani hala Zadig…
Demek ki daha gec kalmadim kutlamaya…
Yilbasi/Noel zamani da ayni duygular icindeydim… Eski gunlere bir ozlem oluyor insanin icinde boyle gunlerde…
Yaslaniyor muyuz ne???
Ozlediklerimi siralayinca coook eskilere gittim…
Hala insanca duygularin varolduguna inanilabilen gunler….
Elimizde yumurta-coreklerle muslumani-hristiyani ayirt edemedigimiz ve kapi kapi dolasip dagittigimiz, karsiliginda baska renklere boyanmis yumurta ve cikolatalara sahip oldugumuz gunler…
Deyim yerindeyse ‚silah zoruyla’ gidilen ‚buyuk’ ziyaretleri (gnkamayr, aile buyukleri) ve kiliseler…
Khtum gecesi yayanin evinde yenilen topigin, midya dolmasinin tadi...
Rahmetli Hayganus Morak’in ‚teped tnem gi dzagi’ diye dalga gectigimiz pirinci bol, sapana tas olarak da kullanilabilecek sertlikteki zeytinyagli yaprak sarmalari…
Yayamin zerdesi…
Eve senede 2 (Zadig-Dznunt) giren pastirmayi gorunce gozleri isil isil olan rahmetli Roza yayamin huzur veren yuzu…
Avak hinksapti gunu viktorya kumas boyasiyla, kalaylanmis kocaman eski bir bakir tencerede ozene bezene boyanan, sonra da yagli bir bezle parlatilan yumurtalar…
Pazar gunu kilisede karsilasilan o heyecanli kalabalik…
Rahmetli Snork Badriark zamaninda girmeye destur olmayan badriarkarana girip de elini opmem, karsiliginda koro uyelerine verilen yumurtaya ortak olmam ama rahmetlinin ‚aaar ar paytz meg had ar’ demesi (feci yozgatliydi rahmetli, isiklar icinde yatsin)…
En cok sogan kabuguyla boyanmis o kahverengi-turuncu arasi renge burunmus yumurtalar huzunlendirirdi beni…
Sanki yumurta boyasi alacak parasi olmayanlar, fakirler soganla boyarlardi yumurtayi…
Ne biliyim kucuktum iste oyle gelirdi bana…
Sonra 2001 Zadigi… Yeni tanistigim ‚sozlu’mle ilk, ailemle son Zadig’im…
Daha devam edebilirim, ozlemini duyduklarimi sayfalarca yazabilirim ama burada bir nokta koyayim…
Hersey gibi Zadig de eskiden daha guzeldi.
Bu sene kapidan baktirip kazma kurek yaktiran Mart’a denk gelmesi sonucu burada lapa lapa karli bir zadig yasadik…
Eski gunlere ozlem kendimizde de basgosterdi. Eskiden suslenip puslenip hazirlandigimiz Khtum/Zadig yerini esofmanlarla oturdugumuz bos bir tatil gunune birakti.
Buyukler telefonla, arkadaslar sms/mail/facebook’la kutlanacak bu zadigde de, tipki son yillarda oldugu gibi…
Bir de ‚Krisdos haryav i merelots/orhnyal e harutyun Krisdosi’ diyecegiz 2000 yildir ayni seyi dememize ragmen yeni bir mujde verirmis gibi de sevincli olacagiz bu gun de…
Zadig, Gagant, Dznunt olsun, eski gunlere ozleminiz artmasin… Her gelen sene bir oncekini aratmasin…
Renkli yumurtaniz, cikolataniz, coreginiz ve en cok da mutluluk ve umudunuz bol olsun bu Zadig…
Adet yerini bulsun, ben de soyliyim, eksik kalmasin
Taa ilkokulda ogrendik ki 20 Mart baharin baslangicidir. Ben unutmustum. Hava durumu bana hatirlatti :-)
Persembe sabahi erkenden kalktim. Her isim tamamlaninca havanin ne kadar gunesli oldugunu farkettim. Camdan girip evi apaydinlik gunesten kiz uyanmasin diye balkonun tentesini kapiyayim dedim. Balkona bir ciktim.... Her taraf beyaz, bembeyaz. Sanki sihirli bir el kocaman bir beyaz carsaf ortmus heryere. O kadar temiz ve guzeldi ki. Hele bir de gunes piril piril masmavi gokyuzunde parlayinca...
Evet cok surmedi, kisa bir sure sonra parlak ve sicak gunesin isinlari yardimiyla kalkti o beyaz carsaf. Ama ne tuhaf ki baharin ilk gununu karla karsiladik. Sanirim mevsimler iyice sasirdi, kisin guneslenirsek sasirmayin :))))
Ben gecen sene de orada olamamistim, bu sene de olamadim. Icimdeki buruklugu, yasi, ofkeyi, uzuntuyu, hayal kirikligini ve bikkinligi tek basima yasadim bu sene de. Dile getiremedim ama kaleme doktum beceriksizce... Hislerime tercuman olabildi mi kelimeler, satirlar, cumleler? Hayir. Hafifletebilecegini dusunmustum ama o da olmadi iste. Olmuyor...
Ah kahrolasi aci miladimiz 19 Ocak...
Ah takvimimize kan calan bahtsiz kara gun 19 Ocak...
Bugun 19 Ocak…
Yeni dogan melegimin o mis kokusu bile bastiramiyor huznumu…
Bir yildir sizim sizim sizlayan acik yaram tekrar kaniyor…
Hicbir merhem fayda etmiyor…
Hicbir sevinc kursaktan gecmiyor bu acinin tadi henuz agizdayken…
Her yasin bir suresi oldugu iddialarinin yalancisi bugun…
En uzun yas 3 ay surer diyenlerin yuzune carpan bir tokat bugun…
Bir yildir icimizdeki uc kursunun hala cikmadiginin kaniti bugun…
Kirilmis gozlugu, delik ayakkabisi ve cok sevdigi kadife pantalonuyla Halaskargazi’de yere yuzukoyun uzanmis gordugum o guzel yuregin bize hoscakal bile demeden aramizdan ayrilisinin yildonumu bugun…
O kara gunun ustunden gecen koca bir senenin hicbirseyi degistir(e)mediginin, yoklugunun her an hissedildiginin, atesin sadece dustugu yeri yakmadiginin yildonumu bugun…
Onbinlerin pesinden yurudugu ama cogunluk tarafindan maalesef anlasilamadigi bir toplum ugruna can veren bir cesur yuregin katledilisinin yildonumu bugun…
Hicbirseyin acimizi hafifletemeyecegi gerceginin tokat gibi yuzumuze carpildigi gun bugun…
Koca bir yil gecmis, ne degisti diye soruldugunda cevapsiz kaldigimiz gun bugun…
Bugun 19 Ocak…
Ah kara miladimiz... Ah bahtsizligimizin tokadi 19 Ocak...
Hastaliktan basimizi kaldirir gibi olduk, bir baktik bayram gelmis sessiz sedasiz.
Aslinda ses cok ama burasi cam agaclarina, kirmizilara, noel babalara burundu.
Eskiden kimse bilmezdi noel kutlamayi.
Bizim evde yapma bir cam agaci var diye sevinirdik.
Beyoglu'nun arac trafigine acik oldugu gunlerden bahsediyorum, cok degil birkac on sene once canim.
O zamanlar sokaklar suslenmezdi 'gawur' gelenegidir diye.
E biz gawuruz ya, suslerdik iste :))))
Evet Noel geldi yine isik hiziyla gecen zamanla beraber. Daha bir oncekini yeni kutlamistik oysa ki...
Bayrami da getirdi yaninda bonus olarak bu sene.
Yine cakistilar.
Din bilgim zayiftir, bilmem oyle bayram seyran, ne neye tekabul eder, niye mum yakilir, niye kurban kesilir, niye su bu yapilir vs vs vs. Maksat adet yerini bulsun, gelenekler kaybolmasin, inananlar da mutlu edilsin basit bir tebrikle, bir hatirlamayla.
Bayram eskiden kutlamak demekti. Ne bayrami oldugu onemsiz. Hristiyan, Musluman, Musevi... Hepsi kutlanirdi.
Simdi bayram = tatil oldu. Bu bayram nereye kapagi atsak acaba oldu... Allahtan mevsimlerden kis da milletin pacalari yaz kadar tutusmadi bu sefer ;-)
Bu bahaneyle belki el openler cogalir, yastik alti ayakkabilari, ilk kez bayramda giyilecek kiyafetler, babaaneden gelen islemeli mendiller, disin kovuguna bile gitmeyecek ancak yine de cocuk olani mutlu edecek harcliklar, hediyeler, adetler, birseyler hatirlanir tekrar, ama yasayarak, sadece anarak degil 'aah nerde o eski bayramlar' diye...
Kurban... Hristiyanlikta da varmis adak adamak adiyla. Ben yapmadim, bilmem, ama kesilen hayvancagizlara acirim hep. Oyle ahim sahim bir hayvansever de degilim... Et yemez miyim? Yerim, kokorecine kadar yerim serefsizim, ama kesilirken gormek icimi acitir. Tuhaf bir tezat. Herhalde cocuklugumda evimizin yanindaki, karsisindaki arsalar mezbaha olarak kullanilip bayram zamani o boguren hayvancagizlarin sesi kulagimdan gitmediginden olsa gerek...
Evet, oyle ya da boyle, bir bayram daha geldi. Bir noel daha. Ardindan yeni yil. Dogum gunlerini, yildonumlerini sayamiyorum bile.
Hangisini kutluyorsaniz... Bayramsa bayram, kurbansa kurban, noelse noel, hicbiri degilse yeni yil diyelim.
Herkesin bayrami/noeli/yeni yili kutlu olsun (arada kacirdigim musevi/rum bayrami seyrani varmi bilmiyorum :D)
Tum dualar ve dilekler gercek olsun.
Bir sonraki bayram bir oncekini aratmasin.
Hepinize iyi ve mutlu bayramlar, sevdiklerinizle, yaninizda olduguna sukredeceginiz ailelerinizle, kucuk buyuk tum sevenlerinizle huzurlu bir tatil diliyoruz.
Ben seni sevduğumi dunyalara bildurdum Endurdun kaşlaruni babani mi eldurdum En dereye dereye al dereden taşlari Geçti bizden sevdaluk al cebumden saçlari Kiz evunun onine sereceğum kilimi Oldi hayli zamanlar görmedum sevduğumi Yaz geldi bahar geldi açti yeşil yapraklar Ben sana doyamadum doysun kara topraklar
Cok etkileyici, cok carpici, tokat gibi bir film yapmis yine Fatih Akin.
Arka planda Kazim Koyuncu-Sevval Sam, Sezen Aksu, arkasindan ne cikacagini bilemediginiz sahneler, filmi izledikce surekli 'hass...tir... hass...tir yaaaaa' dedirten, turk filmlerine ozgu 'yok artik bu kadar da olmaz' dedirtmeyen, kisacasi her an herkesin karsisina cikabilecek turden olaylar, tesaadufler, sanssizliklar zinciri. Ayni Duvara Karsi gibi. Gozyasinizi akitirken, dramin bu kadarina sasirip sinemadan ciktiginizda suratinizdaki tokatin acisini unutmayacaksiniz.
Bizimkiler, 1989'da televizyonlarımızda görmeye başladığımız ve 2002 yılına kadar çekimleri devam etmiş, bu tarihten sonra ise çeşitli kanallarda eski bölümleri gösterilmeye başlanmış dizi film. Dizi 3 Kanal dolaşmıştır:TRT 1, Star TV ve Show TV.Türk televizyonculuk tarihinin en uzun süren dizidir.
90'ların ortasına kadar (ki TRT'nin egemenliği özel kanallara tam olarak kaptırması bu döneme denk gelir) ratingleri oldukça iyi olan bir diziydi.İlk iki yılında Şükrünün (Erdal Özyağcılar) ağabeyi Şevket rolünde Cihat Tamer'i izledik.
Daha sonra işlerinin yoğunluğu nedeniyle diziyi bırakan Tamer'in yerine bu role Engin Şenkan getirildi.Dizi yayınlandığı senelerde bir çok değerli oyuncusunu yitirdi.İlk kayıp dizide doktor rolünü oynayan Yavuzer Çetinkaya idi, yıl ise 1992..
Çetinkaya'nin vefatının ardından bir sene sonra bu sefer Yaman Okay hayatını kaybetti. Okay, Şükrünün karısı Nazan'ın (Ayşe Kökçü) bir baltaya sap olamamış ağabeyi Nazım rolündeydi. Ne zaman kardeşinin evine gelse, Şükrü'den fırça yerdi, Nazım da "Enişte, bu sefer süper bir iş buldum ama biraz avansa ihtiyacım var" derdi. Bölüm bitince de Şükrü'nün oğlu Ali (Atılay Uluışık) "Babam o akşam çok diretti dayıma para vermemek için ama sofrada açılan bir yeni rakının içilmesinden sonra yelkenleri suya indirdi" tarzı açıklamaları ile yine Nazım'ı kıramadığını anlardık.
Yaman Okay'dan 4 sene sonra 1997'de ise Şükrü'nün babası Hüsnü rolündeki Orhan Çağman vefat etti. Aynı yıl Erdal Özyağcılar Şehnaz Tango adlı diziye başladığı için kadrodan çıktı ve yerine bir başka usta oyuncu Savaş Dinçel geldi.En son 2000 yılında ise dizide Orhan Çağman'ın eşi Leylayı oynayan Güzin Özipek vefat etti.Ayrıca vefat edenlerin içinde bir de Savaş Yurttaş vardı. Canlandırdığı karakterin ismi ise Hüseyindi. Ve en son huysuz ve cimri apartman yöneticisi Sabri bey yani Mehmet Akan 2006 yılında vefat etmiştir. Oyuncular:
Erdal Özyağcılar - Şükrü (1989 - 1997) Ayşe Kökçü - Nazan Atılay Uluışık - Ali Mehmet Akan - Huysuz ve cimri apartman yöneticisi Sabri Ercan Yazgan - "Buyruuuun!!!" Kapıcı Cafer Erdinç Dinçer - "Meraklı muhasebe müdürü" Ergun Salih Kalyon - "Tak abicim(ağabeycim)" TakTak Sedat Hikmet Karagöz - "Affedersin müdürüm" ,"cıvık müdürüm afedersin",Çaycı Abbas Aykut Oray - "Katil" Yavuz Uğurtan Sayıner - "Ayyaş" Cemil Oktay Sözbir - "Sus iblis kırarım boynuzunu" "Halil Pazarlama" Halil Selçuk Uluergüven - "Altı kere sekiz" Davut Ali Uyandıran - "Böyle yumuşak yumuşak" Dumkopf Halis Buket Dereoğlu - Sekreter Demet Rutkay Aziz - Şair Cenap Tuncay Akça - mahallenin manavı Tayfun Çorağan - Şükrü'lerin damadı Aydın Güzin Çorağan - Halis'in annesi Ulviye Mehmet Gulerbaşlı - Tertip Galip Bensu Orhunoz - Şükrü'lerin kızı Bilge Güler Ökten - Doktor Türkan kızıl Savaş Dinçel - Şükrü (1997-2002) Yaman Okay - Nazım 1989-1993 Cihat Tamer - Şevket (1989 - 1991) Engin Şenkan - Şevket (1991 - 2002) Yavuzer Çetinkaya Doktor (1989 - 1992) Güzin Özipek Leyla (1989 - 2000) Eray Köseoğlu Şevket'in oğlu Cem Halit Akçatepe Nazif Kemal İnci Arif Bey Meltem Savcı Ayten Meral Onuksav Nesrin Akkoç Özge Sabriye Kara Sevim Savaş Yurttaş Hüseyin Sema Önür Zihni Göktay Muvaffak Cezmi Baskın Sıtkı Meral Çetinkaya Ayla Hanım Orhan Çağman Hüsnü Müjgan Ağralı Mine Başak Köklükaya Özge Erdoğan Tuncel Raşit Filiz Küçüktepe Hacer Gülden Avşaroğlu Berfin Aydoğan Su Güngör Erbayık Nimet Erdoğan Bugay Bülent Latife Saruhan Suna Zeynep Irgat Ayşe Binnur Şerbetçioğlu Dilek Güzin Özyağcılar Serpil Selda Özbek Şengül Mine Teber Gülsüm Sinem Taşkan Yeşim Sıdıka Şenkan Sultan Sadık Türken Asım Özge Özberk Zeynep Akın Tunç Cem Berna Oğuzutku Demirer Bilge Parlak Eda Ateş Meral Küçükerol Cenk Rofe Murat Akkoyunlu Bora Figen Sümeli Burak Dur Tuncay Tarhan Doğan Aybay Serkan Dönmez Yalçın Özbek